Genel Ünlüler

Alican Aytekin

0
(0)

Ekranda enerjisiyle parlıyor, sosyal medyada ise zekice üretilmiş içerikleriyle dikkat çekiyor. Kuralları değil, kendi ritmini takip eden biri Alican Aytekin. Oyunculuğa yaklaşımı da, hayata bakışı da fazlasıyla net: Abartısız, samimi ve olduğu gibi. Klişeleri geride bırakan duruşuyla onu biraz daha yakından tanımak istedik; stilini, set günlerini, şehirdeki sabahlarını ve bir karakterin içine girerken neler hissettiğini konuştuk.

GYY: Seray Yazıcıoğlu Ezmiş/Ayşe Çağla Küçük
Röportaj: Seray Yazıcıoğlu Ezmiş
Fotoğraf&Video: Ünal Avcı
Edit: Tibet Sancak
Styling: Gülay Kuriş & Onur Ulucanlı
Saç: Ramazan Öz
Makyaj: Yasemin Akalın
Video: Kronos İletişim
Basın&Pr: Büşra Bozok Aytek

Oyunculuk senin için bir meslekten fazlası mı? İlk kez sahneye çıktığın ya da kamera önünde olduğun o anı hatırlıyor musun, sende nasıl bir his bıraktı?

Bu soruya “Evet, oyunculuk benim için bir meslekten çok daha fazla” dememi bekliyorsunuz büyük ihtimalle ama cevabım hayır. Bu kadar duygusal bir iş yaparken onu hayatımın bütününe yaymam hiç sağlıklı olmaz. Evet, işimi çok seviyorum, kendimi işimde ileriye taşımak için sürekli bir çalışma hâlindeyim ama günün sonunda bu bir meslek ve buna bu şekilde yaklaşmalıyız. Başka bir iş yapsaydım, onun için de aynı şekilde bu kadar emek harcardım ki örneği var zaten; dijital içerik üreticisi olarak da fazlasıyla emek harcayıp iyi içerikler, iyi iş birlikleri yapıyorum. Kamera önüne ilk geçtiğim anı hatırlıyorum: bir tektaş reklamıydı. Kendimi çok garip hissetmiştim; bir sürü insan bana bakıyor ve sürekli “Biraz da şöyle mi oynasa, biraz da böyle mi?” diye yorum yapıyorlardı 🙂 Sonradan öğrendim, reklam çekimleri hep öyle oluyormuş. İlk seferde olanı kabul ederlerse set erken biterse, marka tarafı “Boşuna mı o kadar ödeme yaptık?” demesin diyeymiş :))

Bir karakterin içine girerken seni en çok zorlayan ve en çok heyecanlandıran şey nedir?

Çok güzel bir soru 🙂 Bir karakterin içine yolculuk yaparken, karakteri anlamak çok önemli kesinlikle. Karakter, toplum tarafından onay görmeyen, “kötü insan” dediğimiz biriyse onunla bütünleşmek biraz daha zor oluyor çünkü karaktere yolculuk yapabilmek için onu eleştirmemen, yargılamaman gerekiyor. Bu karakter, Alican kişisi olarak hiç onaylamadığım, onaylamayacağım şeyler yapmış olsa bile onu anlamanın, onu savunmanın bir yolunu bulmaya çalışıyorum. En zorlayıcı kısmı bu oluyor. Heyecanlı kısmı ise tam olarak burası. Bu tarz karakteri oynamak her zaman çok daha heyecanlı geliyor.

Bugüne kadar yer aldığın projeler arasında seni en çok dönüştüren, sana en çok şey katan rol hangisiydi?

Sen Çal Kapımı dizisindeki Seyfi karakteri denilebilir. Rol beni zorlayan, çok heyecanlandıran bir rol değildi ama proje çok başarılıydı ve kariyerimde büyük bir adım atmamı sağladı. Hem insan ilişkileri hem de işle ilgili çok şey öğrendim o projede.

Yeni projelerde hangi tür roller sana daha cazip geliyor? Özellikle oynamak isteyip de henüz karşılaşmadığın bir karakter tipi var mı?

Aslında bizim sektörün en büyük sıkıntısı, insanlara hep aynı rollerle gelinmesi. Çok para yatırdıkları için yapımcılar yeniliğe açık olmuyor galiba ya da cast direktörleri yeterince geniş pencereden bakamıyorlar sektöre. Bu yüzden bana da genelde Sen Çal Kapımı dizisindeki Seyfi karakterine benzer karakterlerle geldiler. Ben de bu yüzden bir süredir iş yapmamayı tercih ettim. Kesinlikle dramatik bir öyküsü olan bir karakteri oynamak isterdim. Onun travmalarını görmek, onu anlamak beni çok heyecanlandırır. Buradan bir olumlama yapıp kendimize çekelim bu rolü 🙂

Tiyatro sahnesinin sende yarattığı etki ile kamera önü deneyimini karşılaştırırsan; hangisi seni daha özgür hissettiriyor?

İkisi de özgür hissettiriyor aslında. Tiyatroda kesintisiz şekilde daha çok “o an”da kaldığımız için karakteri daha fazla hissediyoruz. Ama kamera önündeki projelerde ise karakterin çok daha fazla anına tanık oluyoruz, bu da bize karakterin içinde daha çok gezme alanı tanıyor aslında. İki taraf için de özgür olmak mümkün ama hangisi daha özgür dersen, kısa vadede tiyatro, uzun vadede kamera 🙂 derim.

Aşka inanır mısın? Sence iki insanın uzun süreli bir bağ kurmasında en önemli şey nedir?

Aşka kesinlikle inanıyorum. Ve uzun süreli ilişkilerin sırrını iki tarafın da ne istediğini bilmesine bağlıyorum. Eğer kişiler ne istediklerini bilir ve beklentilerini ona göre belirlerse, bence saygının bozulmadığı, sevginin daha uzun sürdüğü bir ilişki olur.

İlişkilerde en çok ne seni etkiler? Sence sevgi mi, güven mi daha baskın olmalı bir ilişkide?

Hiç düşünmeden “güven” derim. İkinci sıraya da “merhametli olmayı” koyarım. Ben merhametli olmayan birini sevemem; ilişki yaşamayı geçtim, arkadaşlığımı bile devam ettiremem. Önemli olan birbirimizi sevmek değil, önemli olan diğer canlıları, diğer insanları ne kadar sevebildiğimiz. Bu, onun ya da benim kalbimin ne kadar büyük olduğunu gösterir.

Yoğun iş temposuna rağmen kendine ayırdığın zamanlarda neler yapmayı seviyorsun? Gerçekten dinlendiğini hissettiğin bir gün nasıl geçiyor?

Kendimi dinlenmiş hissetmem için kesinlikle o gün bir şeyler halletmiş olmam gerekiyor 🙂 Biraz garip gelebilir ama şöyle anlatayım: Mesela iş yoğunluğumdan dolayı yapmadığım işlerim oluyor. Eve elektrikçi çağırmam ya da kuru temizlemeye kıyafet vermem gerek… Eğer boş günümde o işleri halletmezsem, evde öylece durursam kendimi dinlenmiş hissetmem. Ama işlerimi halledersem inanılmaz bir rahatlama ve dinlenme hâli geliyor. Yani yatağa geçtiğimde beni bekleyen işlerimin olmaması gerekiyor :))

Set dışında günün nasıl geçiyor? Sabah rutinin var mı, kendini güne nasıl hazırlarsın?

Ben erken kalkan birisiyim ve çevremde benim kadar erken uyanan az insan olduğu için sabahları kendimle kalıyorum ve bunu çok seviyorum. Uyanır uyanmaz hemen kahve makinamı çalıştırıyorum, o kendine gelirken yüz yıkama, diş fırçalama… Sonrasında balkonda kahve keyfi. Eğer yaz aylarındaysak kendimi hemen sahile atıyorum yürüyüş yapmak için. Kış aylarındaysa önce evi toparlayıp sonra kahvaltı için hazırlığa girişiyorum. Kahvaltımı genelde tek yapmak zorunda kalıyorum çünkü arkadaşlarım uyandıklarında ben öğle yemeği için acıkmış oluyorum. Bu arada erken kalkmaktan kastım: Yaz aylarında 06.00-06.30 arasında, kışın da 07.30-08.00 arasında uyanıyorum. Sabah dışında rutinleşmiş bir şeyim yok, akışa bırakıyorum. Set yoksa, daha önce de dediğim gibi bekleyen işlerimi hallediyorum ve arkadaşlarımla zaman geçiriyorum.

Spor veya hobilerle stres atıyor musun? Özellikle dijital içerik üretimi üzerine hayatın nasıl şekilleniyor?

Benim için yürüyüş yapmak gerçek bir stres atma yöntemi. Aynı zamanda yeni içerikler bulmam için de muhteşem bir zaman oluyor. Yürürken düşüncelerimi özgür bırakabiliyorum, en saçma fikirleri bile değerlendiriyorum. Zaten o sırada beni heyecanlandıran bir fikir kesin çıkıyor. Bazen sırf yeni fikirler bulmak için yürüyüşe çıktığım oluyor.

Çekim yoğunluğu, sosyal medya ve set arasında geçen günlerde enerjini nasıl yüksek tutuyorsun? Bir bakım ya da enerji ritüelin var mı?

Aslında yok. Bu benim çok zorlandığım bir durum, enerjimi doğru yönetemiyorum. Eğer sizin bir öneriniz varsa buna açığım 🙂 Genelde yoğun bir çekim sonrası insanlara hoşça kal diyemeyecek kadar enerjim bitmiş oluyor çünkü hepsini çekimde tüketiyorum.

Stil açısından seni yansıtan üç kelime ne olurdu? Modayla ilgili son keşiflerin neler?

Çok anlamıyorum modadan ama kesinlikle önceliğim rahatlık. İkincisi ise hızlı giyip çıkarabileceğim şeyler olmalı çünkü kıyafet değiştirmeyi hiç sevmiyorum. O yüzden çekim sırasında hemen üstümü değiştirebileceğim kıyafetler giymeyi tercih ediyorum. Son olarak da ince kumaş. Kalın kıyafetleri asla giymeyi sevmiyorum. Mont giyiyorsam mesela içine sadece bir tişört giymeliyim. Kazak, atkı, bere hiç bana göre değil. Yani rahatlık, kolaylık ve incelik beni modada anlatan üç kelime 🙂

Kırmızı halı ve davetlerde stilini belirlerken en çok neye dikkat ediyorsun?

Dresscode var mı diye dikkat ediyorum. En sevmediğim şey, dresscode’a uymayan davetli 🙂 Mesela bir markanın daveti var ve dresscode “turuncu dokunuş”, kesinlikle o markanın tonunda turuncuyu bulmak için elimden geleni yapıyorum ve özenle seçiyorum. Ama sonra bir gidiyorum, siyah kıyafetle gelen davetliler var. Ben olsam onları kapıdan geri çevirirdim 🙂 Çok sinirlenmişim, içimi döktüm resmen.

Cilt bakımı ya da parfüm gibi kendine bakım konularında vazgeçemediğin ürünler var mı?

Bu konuda biraz kötüyüm ben. Günde 3-4 defa yüzümü yıkıyorum ama nemlendirici sürmeyi her seferinde başaramıyorum, o yüzden bu konuda sınıfta kalıyorum. Zaten yüzümü çok sık yıkamak cildimin dengesini değiştiriyor, üstüne nemlendirici de sürmeyince biraz kuru oluyor. Ama bir şeyler sürünce yüzüm geri kirlenmiş gibi hissediyorum. Parfüm konusunda değişiklikler yapmayı seviyorum, sürekli aynısında kalmıyorum. En azından senede bir değişiyor kokum.

Yemek yapmayı sevdiğini biliyoruz. Mutfakta olmak sana nasıl hissettiriyor? Bir gününü tamamen mutfakta geçirecek olsan, neler pişerdi?

Bir günümü tamamen mutfakta geçirmek istemezdim öncelikle 🙂 Evet, mutfağı seviyorum ama mutfakta birileriyle olmayı seviyorum. Aslında ben yaparken de yerken de sonrasında masayı toplarken de arkadaşlarımla olmayı seviyorum. “Ben yapayım, gelsinler yesinler” sevdiğim bir şey değil. Hep beraber yapalım isterim ama tabii o mutfağın şefi ben olmalıyım 🙂 Herkesi ben yöneteyim mutfakta, çok isterim 🙂 Yapılacak yemeğin çok bir önemi yok, inan ki ne varsa onunla yemek yapmayı seviyorum.

Seni en çok mutlu eden küçük şey nedir?

İnce düşünceli insanlar. Mesela ben bir derdimi anlatmışım, çok ciddi bir şey değil ama yine de aradan zaman geçip o konuyu soran kişiler beni mutlu ediyor çünkü değer verdiğini gösteriyor bence.

En büyük hayalin nedir? Tiyatroda büyük bir sahne performansı mı, uluslararası bir projede rol almak mı?

İşimle ilgili en büyük hayalim, evet, performansımın konuşulduğu başarılı işler yapmak. Ama hayatımdaki en büyük hayaller bunlar değil. En başta da dediğim gibi bu bir meslek ve bir gün emekli olacağım. En büyük hayalim, görebildiğim kadar çok kültür görmek. Hatta ben uzayı görmeyi çok istiyorum. İçinde hayatımı geçirdiğim sistemi biraz anlayabilmeyi çok isterdim 🙂

Genç oyuncu adaylarına en önemli tavsiyen ne olurdu?

Kesinlikle olabildiğince sahne deneyimi yaşamaları gerek. Bunun için okul dışında atölyelere katılmalarını ve bol bol gözlem yapmalarını tavsiye ediyorum. Ceplerine ne kadar çok şey koyarlarsa, o kadar iyi olacak çünkü.

Puan verin!

Average rating 0 / 5. Vote count: 0