Genel Ünlüler

0
(0)

Oyunculuğu sadece bir meslek değil, derin bir içsel yolculuk olarak gören Seçkin Özdemir, her projede kendini yeniden inşa etmeyi, her karakterde sıfırdan başlamayı seviyor. Onu en çok mutlu eden an ise, bir karakterle tam anlamıyla özdeşleştiğinde seyircinin de bu yolculuğa eşlik etmesi. Bugüne kadar yer aldığı projelerde hep tutkuyla mücadele eden ve hikâyesini anlatmaya cesaret eden Özdemir, şimdi kendi yazdığı bir filmi hayata geçirme hayaliyle heyecan duyuyor. Yıllardır popüler dünyanın içinde olmasına rağmen, en büyük gücünü her zaman ona koşulsuz destek veren seyircisinden alıyor.

GYY: Seray Yazıcıoğlu Ezmiş/Ayşe Çağla Küçük
Röportaj: Seray Yazıcıoğlu Ezmiş
Fotoğraf: Ünal Turhan
Video: Ünal Avcı
Styling: Murat Han:
Saç/Makyaj:Feriha Sertkaya
Fotoğrafçı Asistanı: Atakan Koyuncu
Mekan: Hyatt Regency İstanbul Atakoy

Oyunculuk serüvenin başladığından bu yana en çok “iyi ki” dediğin an hangisiydi?

Oyunculuk sadece bir meslek değil, içsel bir yolculuk aslında. Kendini tanıdıkça, keşfettikçe daha da derinlerine inen… Derinleştikçe daha da aydınlanan bir yolculuk. Tünel kazmak ve oradan bir çıkış yolu aramak gibi. O çıkışı bulduğum an, yani karakterle tamamen özdeşleştiğim ve seyircinin de bunu hissettiği an, ‘iyi ki’ dediğim anlardan bir tanesi. Verdiği his gerçekten bambaşka ve seyircinin de seninle birlikte yolculuğu asıl o zaman başlıyor. O an diyebilirim. Bu, işin içsel tarafı. Dışsal olarak da, seyircinin yaptığım işe değer verdiğini gördüğüm ve sevgilerini hissettiğim her an.

Bir karaktere hayat verirken en çok nelere dikkat edersin? O karakterin içine nasıl girersin?

Kısaca anlatmaya çalışayım. Öncelikle karakterden ziyade, karakterin içinde bulunduğu dünyayı çözümlemeye çalışırım. Karakteri şekillendiren şey; zaman, mekân ve çevredir. Doğru-yanlış, iyi-kötü gibi kavramlar zaman, mekân ve çevreye göre değişir. 200 sene önce normal olan bir şey, şu an olmayabilir. Şehirdeki normal, kasabada değildir vs. Sonrasında kişisel detaylara yönelirim. Karakterin şartlarını ve zihnini çözümlemek gerekir. O zaman “o” olmaya başlarsın.

Farklı türlerde rollerin oldu; dramdan tarihi karakterlere kadar. Seni en çok zorlayan ama en keyif aldığın proje hangisiydi?

Bu ikisine ayrı cevap vermeye çalışayım. Kuruluş Osman’da Flatyos adında bir savaşçıyı oynamıştım ve hemen her set günü dövüş sahneleri çekiyordum. Gerçekten fiziksel olarak epey zorlayıcı ama her sahnesi keyifliydi. En keyif aldıklarıma gelirsek, çok sayabilirim aslında ama birkaç örnek vereyim: Tehlikeli Karım’daki Alper diyebilirim ya da son oynadığım karakter, Mehmed dizisinden İmparator Konstantinos. Oynarken çok eğlendiğim bir iş oldu. Tabii Korkut Ali demeden olmaz. İlyas, Leo vs… Böyle devam eder.

Oyunculuk dışında kamera arkasında olma fikrine sıcak bakıyor musun? Bir gün yönetmen koltuğuna oturmayı hayal ediyor musun?

Oyunculuk, hikâye içerisinde bir karakteri var etme sanatı. Ancak zamanla hikâyenin bütününe hâkim olma isteği doğuyor. İleride yönetmenlik yapma fikri beni heyecanlandırıyor. Bir film yazıyorum şu an. Kendi hikâyemi anlatmak isterim.

Sence bir karakterle özdeşleşmek mi daha zor, yoksa onun izleyicide iz bırakmasını sağlamak mı?

Aslında ikisi birbirine bağlı şeyler. Karakterle özdeşleştiğinde, yani böyle yorumlandığında, seyircide iz bırakmışsın demektir. Bu çok kıymetli. Ama bu durumun arka planı sadece oyuncuyla alakalı değil. Bazı işlerde zincirin her parçası doğru işler. Yaptığımız işin bireysel değil, bir ekip işi olduğunu unutmamak lazım. Yönetmen, senarist ve tüm teknik ekip burada belirleyici bir rol oynar; karakterin etkileyici olması, çoğu zaman bu ortak emeğin bir sonucudur.

Set dışında, seni en çok motive eden şey ne oluyor?

Doğada olmak, kedilerim, kalabalıktan uzaklaşmak, sevdiklerimle vakit geçirmek, eğlenmek, müzik dinlemek diyebilirim. Ayrıca yeni yerler keşfetmek ve farklı kültürleri tanımak da beni yenileyen şeylerden.

Gelecekte oynamayı çok istediğin bir rol ya da tür var mı?

Bu genel olarak merak edilen ve sıkça yöneltilen bir soru. Ben karakter ya da türden ziyade, bütünle ilgilenen biriyim. Hikâyenin kendi dünyasını ve gerçekliğini koruması, inandırıcılığını kaybetmemesi önemli.

Oyunculuk kariyerinde bugüne kadar aldığın en değerli tavsiye neydi?

Bir senaryoda hikâyenin anlattığı şeyler ve oyuncunun anlatması gereken şeyler vardır. Bunu oynarken doğru ayırmak gerekir.

Her projede yeniden “yenilenen” biri misin, yoksa kendi çizgini korumayı mı tercih edersin?

Ben yenilenmeyi, yeni biri olmayı seviyorum. Her projede sıfırdan başlamak bana heyecan veriyor.

Yoğun bir tempoda çalışırken kendine vakit ayırmak zor olmuyor mu? Bu dengeyi nasıl kuruyorsun?

Çalışırken kendine vakit ayırmak zorlaşıyor ama bir şekilde bunu sağlarsın. Ama bence asıl kritik olan, bizim mesleğin temelinde olan belirsizlik. Yarın, ertesi gün ya da bir ay sonrası ile ilgili plan yapma şansın yok. Bir anda işe başlayabilirsin ve bir anda bitebilir. Anlık bir program içerisindesin. Çalışırken çok yoğun, çalışmadığında ise tam tersi. Bu durumu kendi zihnine, vücuduna, yaşamına adapte edebilmek, burada dengeyi sağlayabilmek önemli.

Sosyal medya senin için nasıl bir mecra? Gerçek seni ne kadar yansıtıyor?

Sosyal medya günümüzün gerçeği. Her günün, her dönemin kendi gerçekliği var. Bunu yok saymak ya da geçmişle kıyaslamak romantik bir bakış açısı olabilir ama gerçekçi değil. Her yeniliğin olumsuz yansımaları da birlikte gelir. Bu, telefon dolandırıcılığı var diye telefona karşı olmak gibi bir şey. Doğru ve verimli kullanmak kişinin elinde. Yanlış ise mecrayla ilgili değil; kişi ya da toplumla ilgilidir. Genel bakış açım bu. Kişisel olarak da özelini, her anını paylaşan biri değilim. Genel olarak işimle alakalı kullanmayı tercih ediyorum.

En çok hangi şehirde kendini “tamam” hissediyorsun?

Her ne kadar zor bir şehir olsa da İstanbul tabii ki. Doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım şehir.

Sabah uyanınca ilk yaptığın şey nedir? O an senin için günün ritmini belirler mi?

Sabahları kendime bir zaman ayırırım. Bir duş alırım. Çayımı, kahvemi içerim. Genel bir gündeme bakarım. Sonrası artık o günün akışına bağlı.

Hayatının bu döneminde seni en çok ne heyecanlandırıyor?

Üzerinde çalıştığım senaryom.

Aşka ve ilişkilere bakışın yıllar içinde nasıl değişti?

Tabii, yaş aldıkça daha olgun bakmaya başlıyorsun.

Sence “doğru zaman” diye bir şey var mı, yoksa her şey cesaretle mi ilgili?

“Doğru zaman” bazen gelir, bazen biz yaratırız. Önemli olan, o an geldiğinde senin hazır olman. Hayat çoğu zaman mükemmel koşulları sunmaz. Cesaret çok önemli. İstediğin bir şeyin peşinden gitmek, risk almak, “ya olmazsa” değil de “ben bunu başaracağım” demek çok kıymetli. Hayat, sonsuz değişken içerisinde devam eden bir form. Her şey senin kontrolünde değil. Ama bir fırsatla karşılaştığında onu değerlendirebilmek çok önemli.

Göz önünde ve tanınıyor olmak sana ne hissettiriyor? Kendinle baş başa kalabildiğin anlar senin için ne kadar önemli?

Uzun zamandır popüler dünyanın içerisindeyim. O yüzden bu durum artık benim için çok normalleşti.

Hayranlarınla kurduğun bağı nasıl tanımlarsın? Seni şaşırtan ya da duygulandıran bir anın oldu mu?

Kalpten kalbe kurulan bir köprü gibi… Bazen hiç tanımadığım biri, hayatımın en yorucu gününde tek bir cümleyle yüzümü güldürebiliyor. O kadar güçlü bir bağ ki bu; mesafeleri, ülkeleri, dilleri aşıyor. Onların sevgisi bana güç veriyor, ilham oluyor. Sahne arkasında da, kamera önünde de kendimi yalnız hissetmediğimi bilmek tarifsiz bir şey. O yüzden ben onları sadece “hayran” olarak değil, yol arkadaşım gibi görüyorum. Her mesajları, her bakışları bir iz bırakıyor. Beklentisiz bir sevgi onlarınki. Belki beni hayatında hiç görmeyecek bile ama bana güveniyor ve her koşulda beni koruyor. Bu koşulsuz sevgileri bana aileden biri gibi hissettiriyor.

Dışarıdan bakıldığında güçlü ve sakin görünüyorsun. Bu duruşun ardında seni sen yapan ne var?

Sanırım tecrübe ve olgunluk diyebilirim. Hayata karşı sakin kalabilmek, büyük resmi görebilmek… Bunlar zamanla öğrendiğim şeyler. Çünkü anlık tepkiler çoğu zaman çözüm getirmiyor, tam tersine hayatı daha da zorlaştırıyor. Artık bir şeye sinirlendiğimde ya da canım sıkıldığında kendime şunu soruyorum: ‘Bu gerçekten önemli mi?’ Çoğu zaman değil. Mesela trafikte biri agresif bir hareket yapıyor; eskiden belki tepki verirdim, şimdi sadece geçip gidiyorum. Enerjimi hak etmeyen şeylere harcamamayı öğrendim. Bu da bir tür üst bilinç bence. Hayata yukarıdan, daha sakin bir yerden bakmaya çalışıyorum.”

Bugüne kadar seni en çok değiştiren deneyim neydi?

Değişim kabullenmekle başlar. İnsan, canlı, yenilenen ve her an gelişebilen bir organizma. Ama bunun için önemli olan farkındalık. Eğer o yoksa, zaten kendinde bir değişim gereği de hissetmezsin. Her şeyinin doğru olduğunu, yanlışın da seninle alakalı olmadığını düşünürsün. Gelişimin alametifarikası; farkındalık ve kabullenmek.

Kendi hayatına dışarıdan bakma şansın olsaydı, neyle gurur duyardın?

Mücadelemle. Hayatta her zaman istediğim şeyin peşinden gittim. Tek bir hayatımız var. Mutlu olacağımız şeylerin mücadelesini vermeye korkmamalıyız.

Puan verin!

Average rating 0 / 5. Vote count: 0